Kıymetli okuyucularımız,
Her insan kendi yolunun erbabıdır aslında. Yürüdüğümüzde ayak seslerimiz işitilmese de her insan, boşluktan boşluğa yankılanan bir sestir. Bizler içimizdeki aşkla yarının iyi olacağını düşlesek de hayat, bizler için bir şeyler planlamakta. Dünyanın bütün uzuvlarında, ülkemin, servetimin bütün uzuvlarında bir sadakatsizlik yatmakta. Bizler içimizdeki çığlığı sözcüklerimizle filizlendirip yarınların iyi olacağını baharlara inatla haykıracağız.
Nice aşklar yitirdi ülkem; daha gençtiler. Nice hayatlar söndü Âdem’den beri. Kiminin boğazı bir dilim ekmeğe hasret yaşadı, kiminin gönlü bir dilim sevgiye. Okuduk, cehaletimizi daha çok içselleştirdik. Öğrenecek ne çok şey, yaşanacak ne kadar hüzün, yürünecek ne kadar yol var; bildik, gördük, hissettik.
Gördüğümüz bütün yanlışları, işittiğimiz bütün yalanları ellerimizle düzeltemeyecek kadar bitaptık. Bizler de gönlümüz ile tırpanladık. Çaresizdik, yazgıyı çare belledik. Konuşurken utandık, çekindik; kimi zaman iki kelimeyi bir araya getiremedik belki ama bütün sayfalara haykırdık ve her zaman, her an onların eraciflerini dökmek için hazırdık.
Mevte sadık kaldık ve bunu her yerde dillendirdik. Çünkü biliriz: “Her fani bir gün ölümü tadacaktır.” Çünkü biliriz, bedenin dünyayla imtihanı bittiğinde dilediğin kadar nefes ver, geri gelmeyecek. Bu telaş niye? Bu adapsızlık, bu kargaşa, bunca kötülük niye?
Bizler toprağa karışacak şu fani bedenimizi dünyaya saplamak yerine ruhumuza sanat nefesini verdik ve onu ölümsüz kılmayı ancak bu şekilde başarmayı temenni ettik. Dememiz o ki; her birimiz bu dünyanın kötülüklerine atılan bir taştık. Birimiz kanattık, hepimiz yok edeceğiz.
Sevgili okurlar, Kuytu’nun niyeti edebiyatı arşa çıkarmak değildir. Sağlıklı bir edebiyat yayıp gönüllerde sanat aşkı biriktiren, yazgısı nefes alacak bir bedene kavuşamamış ve kendisine bir yuva kurmayı temenni eden bütün sözcüklere bir yol olmayı hedefleyen edebiyat ve fikriyat dergisidir.
Ellerimizle düzeltemediğimiz bütün yanlışlıkları kalemimizle düzeltmeye, düzeltemiyorsak da en azından törpülemeye çalışıp çabalayacağız. Unutulmamalıdır ki sesimizin yetmediği her yere hep beraber bağırdığımız takdirde hem az yorulacağız hem de daha çok savaşacağız.
Bizler bu dünya dersini zorunlu olarak alan öğrenciler olduğumuz gibi, zaman zaman kendimize, zaman zaman da başkalarına bir şeyler öğretmekle yükümlü olan öğretmenleriz. Yüzyıllardır bütün edebiyatçıların atmış olduğu taşlarız. Yarın da bir başkası bizim sesimiz, nefesimiz olacaktır. Bizler ne ilkiz ne de son olacağız.
Dergimizin ilk sayısını sizlere takdim ediyoruz. İlk sayımızda bizlere destek veren tüm genç şair-yazar dostlarımıza bir teşekkürü borç biliriz. Çizimlerde emeği geçen Şeyma Nur Lüleci’ye, dijital çizimleriyle bizlere destek veren Büşra Güney’e, çekmiş olduğu fotoğraflarıyla bizlere huzur veren saygıdeğer Selim Yeşilkaya’ya canıgönülden teşekkür ederiz.
Dergimiz büyük bir emekle ve yoğun bir çabayla hazırlanmış, sizlerin huzuruna sunulmuştur. Umarız ki sizlerin düşleriyle, sizlerin gülüşleriyle daha da büyüyecek ve bir gün sizler için daha çok hizmet verecektir. Kuytuda kalmış bütün sözcükleri umarız aydınlatabilecektir.
“Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?” — Nâzım Hikmet
Dedik ve bundan tam iki yıl önce, bu takdimi yazmış olduğumuz masada, bu derginin hayalleriyle büyülendik. Sevdik, âşık olduk, vatan aşkıyla büyülendik. Kimimiz yalnızdık, kimimiz bütün kalabalıklar içinde tükendik. Her birimiz kendinden birer parçayı ekleyerek sizler için bu dergiyi biriktirdik. Ve bizler de sizin gibi yarının iyi olacağına var gücümüzle inandık.
“Yarın elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir.” — Necip Fazıl